| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Günay'ın konuşması:
BAŞKAN - Söz sırası Demokratik Sol Parti Grubunda. Hatay Milletvekili
Sayın Ali Günay; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Günay, konuşma süreniz 40 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA ALİ GÜNAY (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
sözlerime başlarken Demokratik Sol Parti Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum.
Görüşmeye başladığımız 723 sıra sayılı ve yürürlük maddeleri hariç 1
027 maddeden oluşan Türk Medenî Kanunu Tasarısını, madde madde oylamaya
konulmaksızın bir bütün halinde görüşüyoruz. Şu an yürürlükte olan 743
no'lu Türk Kanunu Medenîsi de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir bütün
halinde görüşülerek 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmişti. Millet ve
ülke yararı söz konusu olduğunda, geçmişte olduğu gibi bugün de, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin, iktidarı ve muhalefetiyle birlik içinde hareket
etmesinin güzelliğini yaşamaktayız. Madde madde görüşülmesi ve oylanması
halinde yasalaşması için çok uzun bir zamanı gerektirecek olan bu tasarının
bir bütün halinde görüşülmesiyle birkaç gün içinde kanunlaşması mümkün
olabilecektir.
Ülkemizde yürürlükteki Medenî Kanunun yapılması 75 yıl öncesine dayanır.
Bilindiği gibi, Medenî Kanun öncesinde, bizde, medenî hukuk kuralları,
dinî esaslara dayanıyordu. O günden bugüne kadar geçen zaman içinde yürürlükteki
hukuk kuralları değişmiş ve bugünlere gelinmiştir.
Toplum içinde yaşayan insanların güven ihtiyacı, toplum hayatının bir
düzene bağlı olmasını gerekli kılmıştır. Başkalarının saldırısından, keyfî
davranışlarından zarar görmeme ve haksızlığa uğramama isteği, hukuk dediğimiz
toplum düzeninin sağlanmasına yarayan kuralların oluşmasını gerekli kılmıştır.
Hukuk kuralları, Roma hukukundan beri devam eden, klasik bir ayırımla,
kamu hukuku ve özel hukuk kuralları olmak üzere ikiye ayrılır. Görüşme
konumuzu ilgilendiren hukuk kuralı, özel hukuk kurallarıdır. Özel hukuk
kurallarının amacı, kişilerin özel menfaalarını korumak olup, eşit şartlara
ve yetkilere sahip olan ve biri diğerinden üstün sayılmayan kişiler arasındaki
ilişkileri düzenler. Özel hukukun en önemli kolu medenî hukuktur; çünkü,
bu hukuk kolu, doğum öncesinden ölüme kadar olan zaman içinde, şahsın sosyal,
iktisadî ve hukukî çeşitli ilişkilerini düzenler. Uyguladığımız medenî
hukuk kurallarında nereden nereye geldiğimizi bilmek bakımından, bu hususlara
değinmeyi gerekli ve faydalı görüyorum.
Osmanlı İmparatorluğunun özel hukuku İslam dininin esaslarına dayanıyordu
ve İslam hukukunun dört kaynağı vardı. Bunların başında, bildiğiniz gibi,
Kuran gelir; fakat, Kuran'da özel hukuka dair olan hükümler, sadece evlenme
ve mirasla ilgilidir.
İkinci kaynak, Peygamberin kural haline getirilen sözlerinden ve davranışlarından
ibaret olan sünnettir.
Üçüncü kaynak, icmadır. İslam bilginlerinin, yeni meselelere ait çözüm
tarzlarını, Kur'an'ın ve sünnetin esaslarını göz önünde tutarak tayinde
birleşmeleri olan icma, Peygamberin vefatından sonra hukuk kaynağı olmuştur.
İslam hukukunun dördüncü kaynağı kıyastır. Bazen bir mesele hakkında
diğer üç kaynaktan hiçbir hüküm bulunmaması halinde, bir hukukçu veya yargıç,
bu kaynaklardaki benzer meselelere ilişkin kurallara bakarak bunlara uygun
düşen çözüm tarzını bulur ki, buna kıyas denmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu, bu dinî nitelikteki hukuku yüzyıllar boyunca
uyguladı.
Osmanlı İmparatorluğunda, Tanzimattan sonra hukuk müesseselerinin kanun
koyma yoluyla düzenlenmesine girişildi. Batı devletleri mevzuatı örnek
alınarak kanunlar yapılmaya veya yerli kaynaklara dayanılarak orijinal
kanunlar hazırlanmaya başlandı. Medenî hukuk alanının yazılı düzene bağlanmasıyla
ilgili olarak, Fransız Medenî Kanununun iktibası fikri ortaya atılmışsa
da, Ahmet Cevdet Paşa'nın çabası sonucunda, fıkıh esaslarına dayalı yerli
bir kanun yapılması fikri kabul edilerek, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye hazırlanmıştır.
Mecelle, İmparatorluğun eksik kalmış bir medenî kanunu sayılabilir.
Eski medenî kanunumuz olan Mecelle, bildiğiniz gibi, 1851 maddeyi ihtiva
etmekteydi. Dinî temellere dayanan ve orijinal bir nitelik taşıyan bu kanunda,
genel olarak, fıkıh ilminin mal, borç ve dava ilişkileri bölümü üzerinde
durulmuştu. Şahıslar hukuku, aile hukuku ile miras hukukunun tümü ve eşya
hukukunun bazı önemli konuları Mecellenin dışında bırakılmıştı. Bu kanun,
modern ihtiyaçları karşılamaktan uzaktı ve Medenî Kanunun kabulüne kadar
Türk toplumu modern bir kanundan yoksun kalmıştı.
Cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle, kadın erkek eşitliğini sağlamayı,
aile düzenini medenî esaslara göre düzenlemeyi, eski miras usullerini terk
etmeyi, modern hukuk müesseselerini getirmeyi hedefleyen hukuk devrimini
gerçekleştirme işine girişildi. Yapılan çalışmalar sonucunda memleketimizin
özelliklerine uygun bir medenî kanun hazırlanması hususunda kurulmuş olan
kanun hazırlama komisyonlarının çalışmaları başarı vaat etmeyince, Batı
devletlerinden birinin medeni kanununun Türk Medenî Kanunu olarak alınması
görüşü benimsenmiş ve İsviçre Medenî Kanununun bazı değişikliklerle bir
bütün halinde iktibası kararlaştırılmıştır.
O devirlerde, İsviçre Medenî Kanununun dünya medenî kanunları içinde
en yenisi, anlaşılması en kolay, en pratiği olması, bu kanunda kadın erkek
eşitliğine dayanan aile hukukunun güzel tanzim edilmiş olması, bunun yanı
sıra da İsviçre'de okuyan hukukçuların Türkiye'de idare başına geçmiş olması,
Türkiye'de Fransızca bilenlerin çok olması nedeniyle tercümenin daha kolay
ve çabuk yapılmasına imkân bulunması, İsviçre Medenî Kanununun Türk Medenî
Kanununa örnek olarak seçilmesine sebep olmuştur.
Oluşturulan bir komisyon tarafından, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca
metni Türkçeye çevrilmek suretiyle Türk Medenî Kanunu Tasarısı hazırlanmış
ve bu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, şimdi olduğu gibi, madde
madde oylamaya konulmaksızın, bir bütün halinde görüşülerek, 17 Şubat 1926
tarihinde kabul edilmiş ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yürürlük
ve yürütme maddeleri dahil 937 maddeden ibaret olan 743 nolu Türk Kanunu
Medenisi, bir Başlangıç ile Şahıslar Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku
ve Eşya Hukuku olmak üzere, 4 kitaba ayrılmıştır.
Şahıslar Hukukunun konusunu, şahısların çeşitleri, şahsiyetin başlangıcı,
şahısların ehliyetleri, hısımlık, ikametgah, ad, şahsiyetin korunması ve
sona ermesi teşkil etmektedir; yani, Şahıslar Hukukunun konusunu, şahıslar
teşkil etmektedir.
Aile Hukukunun konusunu ise, nişanlanma, evliliğin meydana gelmesinden
sona ermesine kadar eşler arasındaki çeşitli ilişkiler, nesep ve vesayet
teşkil etmektedir.
Miras Hukukunda ise, şahsiyetin sonra ermesinden sonra mal varlığının
kimlere, ne suretle geçeceği düzenlenmektedir.
Eşya Hukukunda ise, şahısların eşya üzerinde sahip oldukları haklar
bakımından olan ilişkiler incelenmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Medenî Kanun ana hatları itibariyle
ulusal yapımıza uygun bulunmakla beraber, geçen zaman içinde toplum hayatının
durmadan değişen ve artan ihtiyaçları yeni hukuk kurallarının doğumuna
yol açtığından, Medenî Kanunda bir düzeltmeye veya değişikliğe ihtiyaç
duyulduğu genel olarak kabul edilmektedir. Medenî Kanunda birçok çeviri
yanlışı bulunduğu gibi, maddelerin metninde kullanılmış olan dil, kanunun
kabul edildiği zaman için mükemmel kabul edilebilirse de, bugün için artık
mükemmel olmaktan uzak kalmıştır. Hiçbir kanun koyucu da, toplum hayatının
ortaya çıkarabileceği bütün ilişkileri düzenleyen kuralları düşünüp bulmak
yeteneğine sahip olamaz. Bu nedenle, çeviri yanlışlarından ve dil aksaklıklarından
başka, Medenî Kanunda ihtiyacı karşılamayan veya ihtiyaca uymayan bazı
hükümlere de rastlamak mümkündür. Bu hususların giderilmesinde fayda görülmüş
ve yeni bir Türk Medenî Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır. 1027 esas madde
ile yürürlüğe ait 3 maddeden ibaret olan bu tasarı, yürürlükteki kanunda
olduğu gibi bir Başlangıç ile Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku
ve Eşya Hukuku başlığını taşıyan 4 kitaptan oluşmaktadır.
Tasarıda, genellikle, Anayasada kullanılan dil esas alınmış; bir çok
kavram, deyim ve terim günümüzde yerleşmiş yeni karşılıklarıyla değiştirilmiş;
yürürlükteki kanundaki eskimiş olan ifadeler kolay anlaşılabilir bir ifadeye
dönüştürülmüştür. Değiştirilen ifadelerin bir kısmında aşırıya kaçılmış
diye de, tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken, bir kısım komisyon üyelerinin
bu hususa yönelik tenkidi de söz konusu olmuştur.
Tasarıda Başlangıç bölümü, yürürlükteki kanunda olduğu gibi 7 maddeden
ibaret kalmış; ifadelerin daha kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmesiyle
yetinilmiştir.
Tasarıda Birinci Kitap olan "Kişiler Hukuku" düzenlemesi 8 inci maddeden
başlayıp 117 nci maddeye kadar devam etmiştir. Günümüzde ortaya çıkan birtakım
yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla tasarıda bazı konularda önemli değişiklikler
öngörülmüştür. Örneğin: kadın erkek eşitliği zedelenir düşüncesiyle yürürlükteki
yasanın 21 inci maddesindeki "kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur"
hükmü tasarıya alınmamıştır.
Tasarıda derneklerle ilgili hükümler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş,
düzenleme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.
Tasarıda İkinci Kitap olan "Aile Hukuku" düzenlemesi 118 inci maddeden
başlayıp 494 üncü maddeye kadar devam etmiştir. Değişikliklerin önemli
ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle, kadın erkek
eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış ve eşitlik ilkesine
ters düşen düzenlemelerin hepsi değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun
88 inci maddesine göre normal evlenme yaşı erkek için 17, kadın için 15
yaşı bitirmesi; olağanüstü evlenme yaşı olarak da erkek için 15, kadın
için 14 yaşı bitirmesi öngörülmüştür. Tasarının 124 üncü maddesiyle normal
evlenme yaşı ve olağanüstü evlenme yaşı kadın erkek farkı kaldırılarak
düzenlenmiştir. Tasarıda normal evlenme yaşı, kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın
17 yaşın bitirilmesi, olağanüstü evlenme yaşı olarak da 16 yaşın bitirilmesi
öngörülmüştür.
Evlenmeleri tıbbi açıdan sakınca doğurmayacak olan, bazı önemsiz akıl
hastalarının evlenmelerine de imkân tanınmıştır.
Onur kırıcı davranış, boşanma nedenleri arasına eklenmiştir.
Eşlerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzun bir sürede
gerçekleşebileceği düşünülerek, terk nedeniyle boşanmadaki 3 aylık süre,
6 aya çıkarılmıştır.
Yürürlükteki kanunun 141 inci maddesine göre, boşanan kadın bekârlık
soyadını almakta ve evlenmeden önceki soyadını alamamaktadır. Oysaki, boşanan
kadının bekârlık soyadı yerine, evlenmeden önceki soyadını kullanmasında
yararı bulunabilir. Bir önceki evliliğinden çocuk sahibi olan ve dul iken
evlenen ve daha sonra boşanan kadın, çocuklarıyla aynı soyadı kullanmak
isteyebilir. Bu nedenle, tasarıda, kadının dulluk soyadına dönmesi kuralı
kabul edilmiş ve dilerse, hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin isteyebileceği
istisnası öngörülmüştür.
Tasarının 177 inci maddesine yapılan düzenlemeyle, boşanmadan sonra
açılacak yeni nafaka davaları ya da hükmedilmiş nafakanın artırılması veya
azaltılması davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemeleri
yetkili kılınmış ve bu sayede, ekonomik yönden güçsüz durumda olan nafaka
alacaklılarının, nafaka yükümlüsünün bulunduğu yer mahkemesine gelerek
dava açma zorunluluğu kaldırılmış ve mağduriyeti önlenmiştir.
Yine, yürürlükteki kanunun 152 nci maddesine göre, evlilik birliğinin
reisi koca olup, konutun seçimi de ona ait iken; bu husus, kadın-erkek
eşitliğine aykırı görülüp, tasarının 186 ncı maddesinde yapılan düzenlemeyle
"eşlerin, oturacakları konutu birlikte seçeceği ve birliği birlikte yönetecekleri"
hükmü getirilmiş ve "koca, birliğin reisidir" hükmü kaldırılmıştır.
Yürürlükteki kanunda mevcut olup da kadın-erkek eşitliğine aykırı olan
ve karı koca arasında cebrî icra yasağını ve kadın eşin koca lehine yapacağı
bazı işlemlerin geçerliliğini hâkim onayına tabi tutan maddeler, gereksiz
görülerek tasarıya alınmamıştır.
Evli kadının meslek ve sanat icrasını kocanın iznine bağlayan ve eşitlik
ilkesine aykırı bulunduğu için Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olan,
Medenî Kanunun 159 uncu maddesi yerine, tasarının 192 nci maddesiyle yeni
düzenleme yapılmış ve sadece kadının değil, her iki eşin de meslek ve iş
seçiminde diğer eşin iznini almak zorunda olmadığı hususu benimsenmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken,
en fazla tartışılan ve kamuoyunca da en fazla ilgilenilen bölümü, eşler
arasındaki mal rejimi bölümü olmuştur. Yürürlükteki kanuna göre, eşler
arasındaki yasal mal rejimi, mal ayrılığı rejimidir. Tasarıda, ülkemizde
geçerli olan mal ayrılığı rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilmiş, bunun
yerine, tasarıda, edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak
kabul edilmiştir. Bunun yanında, eşler, dilerlerse, akdî rejim olarak,
mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden
birini seçebileceklerdir.
Tasarının 205 inci maddesine göre, mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme
veya onaylama şeklinde yapılacaktır. Adalet Komisyonunda, tasarının gerek
yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi ve gerekse mal rejimi
sözleşmesi üzerinde uzun uzadıya tartışmalar yapılmış, Türk toplum yapısının
temeli olan aile yapısının olumsuz şekilde etkileneceği endişesi yaşanmış
ve mal rejimi sözleşmesinin noterde yapılması hususunun, fiiliyatta, bazı
istisnalar dışında gerçekleşemeyeceği dile getirilmiştir.
Mal ayrılığı rejiminin uygulandığı ülkemizde, boşanma yüzdesi binde
5, yani yüzde 0,5 civarındadır. Değişik mal rejimlerinin uygulandığı ülkelerde
ise, boşanma yüzdesi bizdekinin 10-15 katı kadardır. Komisyonda, kadın-erkek
eşitliğine aykırı düşecek beyanda bulunan hiç kimse olmamış; ancak, bu
endişeler nedeniyle, yasal mal rejimi olarak, edinilmiş mallara katılma
yerine, paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin yasal mal rejimi olması yönünde
önerge verilmiş ve bu önerge Komisyonda kabul edilmiş, sonradan yapılan
tekriri müzakere sonucunda, edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal
rejimi olması tekrar benimsenmiştir.
Mal rejimi sözleşmesine ilişkin eleştiriler de yapılmıştır, bu hususla
ilgili olarak genelde söylenenler şöyledir: Mal rejimi sözleşmesinin, gerek
evlenmeden önce ve gerekse sonrasında noterde yapılması uygulamada pek
gerçekleşemeyecek bir durumdur. Evlilik, karşılıklı güven, sevgi ve saygı
temeline oturtulmalıdır. Evlenme öncesinde taraflardan birinin karşı tarafa
"biz, evleneceğiz; ama, evlilik öncesi notere gidelim, mal rejimi sözleşmesi
yapalım" dediğinde, taraflar arasında olması gereken güven duygusunun peşinen
yara alacağı açıktır. Evlenmeden önce mal rejimi sözleşmesinin noterde
yapılması hususunda teklif alan taraflardan biri büyük bir ihtimalle evlenme
isteğinden vazgeçecek, evlenme sonrası ise, böyle bir teklifin yapılması
büyük bir ihtimalle kavgalara ve boşanma davalarının açılmasına sebebiyet
verecektir. Bu nedenlerle, tasarı, Adalet Komisyonunda görüşülürken verilen
ve kabul edilen önergeyle tarafların evlenme başvurusu sırasında hangi
mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirecekleri hususu düzenleme
içine dahil edilmiştir. Bunlara rağmen, biz Demokratik Sol Parti olarak,
tasarıya olduğu gibi, hükümetten geldiği şekliyle destek veriyoruz ve destekleyeceğiz.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde iki türlü mal vardır; eşlerin kişisel
malları ve edinilmiş mallar. Bunlar yeni bir uygulama olduğu için, neler
olduğu yönü itibariyle bunlara değinmek -yine, bizi dinleyenler açısından
yarar olacağı düşüncesiyle- bunların üstünde biraz durmak istiyorum.
Tasarının 219 uncu maddesinde yapılan düzenlemeyle edinilmiş malların
tanımı ve sıralaması yapılmıştır. Buna göre, her eşin bu mal rejiminin
devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri
edinilmiş maldır. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, bir eşin çalışmasının
karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının
veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı
ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının
gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler, edinilmiş mal kabul
edilmektedir.
Bir eşin kişisel malların gelirlerinin, örneğin, bir eşe miras yoluyla
intikal eden bir taşınmazın kira gelirinin edinilmiş mal sayılması bir
çelişki gibi görünmektedir. Bu husus, Adalet Komisyonunda dile getirilmişse
de, düzenlemede bir değişiklik yapılmamış, tasarının 221 inci maddesine
göre, eşlerin yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle bunu düzeltebilecekleri
belirtilmiştir. Oysaki, mal rejimi sözleşmesine gerek olmadan, kişisel
malların gelirinin edinilmiş mallara dahil edilmemesi gerekeceği daha gerçekçi
ve doğru bir yaklaşım gibi görünmektedir.
Kişisel malların nelerden oluştuğu tasarının 220 nci maddesinde sayılmıştır.
Buna göre, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, eşlerin
edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları veya
bu rejimin kurulmasından sonra miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde
karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği bütün malvarlığı değerleri, manevî
tazminat alacakları, kişisel malların herhangi bir şekilde el ya da şekil
değiştirmesi halinde yerine geçen değerler kişisel mal sayılmaktadır.
Yasal mal rejimi olarak düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi,
yeni bir uygulama olacaktır; kadın eş veya erkek eş için öngörülen bir
uygulama olmayıp, eşler için müşterek bir uygulamadır; iyi ve faydalı sonuçlar
getirmesi ortak dileğimiz olacaktır.
Tasarıda, küçüklerin evlat edinilmesi konusunda yapılan düzenlemeyle,
evlat edinme yaşı düşürülmüş, çocuğu olanın da evlat edinmesine olanak
verilmiş; ancak, her evlat edinme olayında evlat edinmenin küçüğün yararına
bulunması ve evlat edinenin, diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete
aykırı bir şekilde zedelenmemesi koşulu öngörülmüştür.
Yürürlükteki kanuna göre, bir kimsenin evlat edinmesi için en az 35
yaşında olması ve çocuğunun olmaması gerekmektedir. Tasarıda yapılan düzenlemeyle,
evli olmayan kişi 30 yaşını doldurmuşsa, tek başına evlat edinebilmekte,
eşler, ancak birlikte evlat edinebilmekte, eşlerin en az beş yıldan beri
evli olmaları halinde 30 yaşını doldurmuş olmaları da aranmamaktadır.
Yürürlükteki kanunun 263 üncü maddesine göre, evlilik mevcutken, ana
ve baba, velayeti birlikte, beraberce icra ederler; anlaşamazlarsa babanın
reyi muteberdir. Yürürlükteki metnin ikinci cümlesindeki "anlaşamazlarsa,
babanın reyi muteberdir" hükmü, kadın erkek eşitliğine aykırı bulunarak,
tasarının velayeti düzenleyen 336 ncı maddesine alınmamıştır.
Tasarıyla "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya
ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceği" hükmü getirilmiş,
her hangi bir hekimin raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.
Tasarıda üçüncü kitap olan miras hukuku düzenlemesi, 495 inci maddeden
başlayıp 682 nci maddeye kadar devam etmiştir.
Yürürlükteki Medenî Kanunun 441 inci maddesine göre çocuğu, anası, babası
ve kardeşleri olmayan bir kimsenin ölmesi halinde, o kimsenin mirasçısı
büyük ana ve büyük babası olur. miras bırakandan önce büyükana ve büyükbaba
vefat etmiş ve miras bırakanın sağ kalan eşi yoksa, amca, hala, dayı ve
teyze mirasçı olurlar. Ancak, sağ kalan eş varsa, Medenî Kanunun 444 üncü
maddesine göre, bütün miras sağ kalan eşe kalmakta ve amca, hala, dayı
ve teyze mirasçı olamamaktadır. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve
amca, hala, dayı ve teyze ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters
düşmektedir.
Tasarının 497 nci maddesiyle yapılan düzenlemeyle, sağ kalan eş varsa,
büyükanalar ve büyükbabalardan birinin miras bırakandan önce ölmüş olması
halinde, ona düşen payın kendi çocuğuna; yani, miras bırakanın amca, hala,
dayı veya teyzesine geçmesi sağlanmıştır.
Tasarıda dördüncü kitap olan eşya hukuku düzenlemesi, 683 üncü maddeden
başlayıp sona kadar devam etmiştir. Hükümlerin çoğu bu bölümde aynı kalmış,
ancak yürürlükteki kanunun eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir
ifadeye dönüştürülmüş ve bazı deyimler değiştirilmiştir. Örneğin: "Müşterek
mülkiyet" yerine "paylı mülkiyet" ve "iştirak halinde mülkiyet" yerine
"elbirliği mülkiyeti" deyimi konulmuş ve maddelerde de daha açık ve anlaşılabilir
bir düzenleme yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yürürlükteki Türk Kanunu Medenisinin
tümüyle değiştirilmesi için 1951 yılından bu yana çeşitli komisyonlar kurulmuş
ve komisyonlarca çeşitli ön tasarılar hazırlanmışsa da, şimdiye kadar hiçbiri
kanunlaşamamıştır. Medenî Kanunun değiştirilmesi için en son kurulan komisyonun
çalışmaları sonucu oluşturulan ön tasarı benimsenmiş ve tasarı olarak önümüze
gelmiştir. Yasalaşma aşamasına gelen bu kanun tasarısının, ülkemize, milletimize
hayırlı olması dileklerimle hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP, ANAP
ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Günay. |