Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
MEDENİ KANUN ANA SAYFA

TÜRK MEDENİ KANUNU...
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri... (6)
24 Ekim 2001
Türk Medeni Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde Doğru Yol Partisi (DYP) Grubu'nun görüşlerini Kayseri Milletvekili Sevgi Esen ile Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya açıkladı.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Esen ve Gözlükaya'nın konuşmaları:

BAŞKAN ­ Doğru Yol Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Esen; süreniz 40 dakikadır..

Eşit mi paylaşacaksınız Sayın Esen?

DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) - Eşit paylaşacağız efendim.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; Türk Medenî Kanunu Tasarısının geneli üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle, Meclisin değerli üyelerini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukuk sisteminin temeli olan, insan hayatını doğumdan ölüme ve sonrasına kadar düzenleyen, insan olma onurunun gurura dönüşmesini, içeriğiyle taçlandıracak olan medenî hukukun ruhunu oluşturan ve onu, insan hayatıyla buluşturan, demokrasi ışığı Medenî Kanunumuzu uzun bir yolculuktan sonra, gündemine almış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, öyle zaman dilimleri vardır ki, geleceğin kıvanç vesilesidir. Bir toplumun geleceğini değiştiren, onun insan olma, ulus olma yolunda, daima, elindeki kalkanı, sırtındaki gücü olan, insana insan olduğu için saygı duyan bu inançlar manzumesi, bu inançların sahifelere döküldüğü kurallar ve bu kurallarla yaratılan sistem, sistemin yaratıcısını, düşünürlerini tarih sayfalarında farklı bir yere, farklı bir sayfaya oturtmuştur. Bu kurallar, bu kanunlar, dünyanın gelişmişlik çizgisine gidilen yolda, her zaman, aranılan, örnek gösterilen ve milletlerin gülen yüzü, iftihar vesilesi olmuştur.

75 yıl önce, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen ve cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte toplumumuzun lokomotifi olan ve Türk toplumunu bugünkü çağdaş medeniyetler seviyesine taşıyan, dünya devletleri içinde "biz farklıyız" dedirten Medenî Kanunumuz, cumhuriyetimizin çileli yolculuğunda, tarih içindeki gülen yüzümüzdür.

Koca bir imparatorluğun parçalanmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucusu, içinde bulunduğu her türlü ekonomik, sosyal manevî çöküntü ve birtakım engellemelere rağmen, çok kısa zamanda, toplum hayatına yön veren tüm düzenlemeleri ardı ardına yaparak, bugüne kadarki cumhuriyet hayatımızın en büyük reformlarını gerçekleştirmişlerdir. Her zaman olduğu gibi, bir kere daha, bu vesileyle huzurlarınızda o engin düşünceyi, cumhuriyetimizin kurucularını, bu reformları gerçekleştirenleri, başta Aziz Atatürk olmak üzere, saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum.

Değerli üyeler, gerçekten, Medenî Kanunumuz, cumhuriyetimizin simgesidir. Birçok Avrupa ülkesinde insan kimliği tartışılırken, Türk toplumunun 1926'da çağdaş medeniyetler seviyesine olan yolculuğu, bu yasayla başlamıştır. Kaç kadınla evlenilsin, kadına da boşanma hakkı olur mu, aileyi temsilde kadının ne işi var, mirastan kız ve erkek çocuklar eşit pay alacaklar mı, kadının mesleği olur mu, mülkiyet hakkından kadınlar da mı yararlanacak şeklindeki soruların, şimdi gülümseyerek izlediğiniz soruların cevabı, işte bu Medenî Kanunla verilmiştir. İşte, bu satır araları, cumhuriyetimizin, ülkemizin çağdaş dünyaya dönük yüzü olmuştur. Benim de aralarında bulunduğum ve onlardan gurur duyduğum, başta Genel Başkanım olmak üzere, kadınlarımızı Parlamentoya taşımış ve bu Yüce Kurumun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi yapmıştır. Şimdi, yeni bir sayfasını açmak sırası bizde değil midir; kız çocuklarının başarılarını alkışlayan siz babalarda değil midir; eşlerinin başarılarıyla gurur duyan siz parlamenterlerde değil midir; bizlere bırakılan bu büyük mirasın geleceğini kucaklayan çizgisinde bir halka olmak, bizlerin elinde değil midir?!

Değerli milletvekilleri, şöyle düşünülmesi ve algılanması beni hep yaralamıştır: Medenî Kanun, kadınları daha çok ilgilendiren bir yasadır. Bu türlü konuşmalar, kadın hakları adına yapılır veya böyle algılanan yasalarda hep kadınlar konuşmalıdır, kadınlar savunmalıdır. Tabiî, bu uzar gider. Hayır değerli üyeler; bu konuşmalarımın mantığını, demokrasi ve demokrasiye bakış açısı oluşturmaktadır; çünkü, demokrasi, sadece bir söylem değildir, sadece 9 harfli bir kelime hiç değildir. Öncelikle, karşında gördüğün her şeyde kendi benliğini görme sanatıdır; tahammül etme, komplekslerden arınma sanatıdır; Dünyadaki her insanın senin gibi haklarının olacağını kabul etme olgunluğu ve olgusudur. Bunu, böyle bilip böyle kabul etmezsek, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen, Türkiye'nin de 1949 yılında imzaladığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini açıklamakta ve hazmetmekte ciddî olarak sorgulanırız. Söz buraya gelmişken, evrensellik adına, hepimizin daha önce de duyduğu, okuduğu bir söylemi, burada, tekrar etmek istiyorum: "Bir toplum, unsurlarından yalnız birinin modernleşmesiyle yetinirse, o toplumun yarıdan fazlası zaaf içinde kalır." Değerli milletvekilleri, bu sözde, kadın yok, erkek yok, sadece insan var ve unsur var. İşte, Büyük Atatürk, ta o günlerde, daha Birleşmiş Milletler karar almadan, 1923'lerde, işte bu çağdaş düşüncelerle reformlarını gerçekleştirmiştir.

Değerli milletvekilleri, buraya kadar söylediklerim bir tekrar olarak veya konu dışı veya tasarının özünden uzaklaşma gibi algılanabilir; ancak, tarihe kısa bir yolculuk yaparsak, bir çırpıda, merî Medenî Kanun yasalaşmadan önceki toplumumuzu ve bugünü karşılaştırma imkânı bulabiliriz. Bu karşılaştırmayı, çok net ve açık yüreklilikle yapmalıyız; ancak o zaman gündemimize gelen yeni Medenî Kanun Tasarısını ve bu kanunla getirilen yenilikleri güvenle kucaklayabilir ve toplumumuza mal edebiliriz.

Burada, bir şeyi daha net olarak ifade etmek istiyorum. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Avrupa Birliği istiyor diye değil, toplumun ihtiyaçları gözönüne alınarak, çağdaş toplum ve demokrasi hedefli bir tasarı görüşülmektedir. Bu tavır, birçok Avrupa ülkesinin önündedir ve Türk tarihine yakışanıdır.

Kısa bir süre önce, Anayasa paketinde, kadın-erkek eşitliğini mümkün kılan yasanın maddesinin oylamasında 30 oy ret çıkmış ise de, hiç şüphem yok ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, görevine, şu duvarda yazılı olan "hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" diye düşünenlerin ve halkın sesine kulak verebilenlerin sayesinde, cumhuriyetin ilkeleri doğrultusunda, çıktığı medeniyetler yolculuğuna, reformlarını yapacak ve yoluna devam edecektir ve yine hiç şüphem yok ki, demokrasinin lezzeti, geleceğimizi belirleyen en önemli faktör olacaktır.

Değerli üyeler, Medeni Kanun Tasarısının bugüne gelmesi hiç de kolay olmamıştır. 1949'da ülkemiz tarafından imzalanan İnsan Hakları Bildirisi ve 1984 tarihinde imzaladığımız SEDAV çerçevesinde, 2001 yılına geldiğimiz halde, henüz yasalarımızdaki çalışmalar, eksiklikler giderilememiştir. Bütün bunlardan daha önemlisi, geleneksel yapının, meri yasal düzenlemelerin önünde ciddî engeller oluşturması ve bu anlamda, Medeni Kanunumuzun, ülkemizin her karesinde aynı anlamda yaşanamamasıdır. Her vesileyle söylediğimiz gibi, bu noktada Doğru Yol Partisi olarak bakış açımız, demokrasi ve eşitliği sadece kâğıt üzerinde varsaymak değil, yurdun her karesinde eşit kılmaktır.

Değerli milletvekilleri, 10 bölüm halinde tartışacağımız 1030 maddelik Medeni Kanun Tasarısının sunuş konuşmasını Grubum adına yaparken, elbette, tasarıya ilişkin düşüncelerimizi ve tenkitlerimizi, milletin ve sizlerin huzurunda açık yüreklilikle ifade edeceğiz.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Medeni Kanun Tasarısıyla yapılmak istenen, meri Medeni Kanunun özüne ve ruhuna sadık kalarak, gelişen dünya ölçeği içerisinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap vermek olmalıdır.

Esasen, temel kanunların bir bütün olarak değiştirilmesi çok ciddî sosyal ihtiyaçların gereklerinden doğmuştur.

Bugünkü toplum yapısını en iyi ifade edebilecek olan istatistik rakamlarına bir bakalım; okur yazarlık oranımıza bakalım, eğitim seviyemize bakalım, siyasetteki unsurlardan birinin, yani kadın siyasetçinin eksikliği, ekonomik zayıflığı, hatta, ülkenin kalkınmışlık çizgisi... Tüm bunları neyle izah edebiliriz. Bunlar ciddî olaylar değil de nedir? Demek ki, artık, bu su bu değirmene az geliyor. Artık, hızla, değişim ve gelişim zamanıdır. Artık, Medeni Kanun ve bağlı yasalar değişmelidir.

İkinci bir husus; Medenî Kanun Tasarısında madde numaralarının değiştirilmiş olması. Biz bu değişimi, hukuk mantığı, geçmiş birikimimiz açısından doğru bulmuyoruz. Hukuk mesleğinden olanlar bilirler, hukuk sorunlarını, madde numaralarıyla düşünürler. Bütün hukuksal düşünceyi, yalnız bir madde numarasını anmakla, kısaca ve kolayca dile getirirler. Bundan dolayıdır ki, İsviçre ve Alman Medenî Kanunlarında yapılan değişiklik ve eklerde, madde numaraları kısımlarına dokunulmamıştır. Aksi, tüm hukuksal düşünce kalıplarını ve tüm programları bir çırpıda kilogramlık eşya haline getirir. Şimdiye kadar da, Medenî Kanunda ve Borçlar Kanununda yapılması gereken değişiklikler, ya özel kanunlarla düzenlenmiş ya madde ilavesi yapılmış ya da içeriği değiştirilmiştir; işte, Kat Mülkiyeti Kanunu, Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun, Karayolları Trafik Kanunu, bunlara örnek olabilir. Hiçbir teknik ve sosyal gelişme, bu temel yapının bozulmasına gerekçe olamaz.

Ayrıca, 1926 yılında kabul edilen Medenî Kanunumuz gerekçesinin burada değiştirilerek gelmesi de, yine gerekçe olamaz. Temel kanunların halkla bütünleşmesinin ve uyulmasının temel şartı, kanunların bütünlüğünü bozmamaktır; çünkü, bu kanunlar sanat eseridir; Türk Medenî Kanunu da bu eserlerden biridir. Şahsi görüşlerin kanuna geçmesi onu dondurur ve ona hayatî gücünü kaybettirir.

Değerli milletvekilleri, bu genel açıklamalardan sonra, Medenî Kanunumuzun sistemimize ne gibi olumlu değişimler getirdiğini ifade etmek istiyorum. Değişim ihtiyacının başında eşitlik ilkesi yer almıştır ve bu nedenle, kadın-erkek eşitliğine aykırı düşen hükümler tek tek ayıklanmıştır. Bu anlamda, yerleşim yeri, evlenme yaşı, evlenmek için yapılacak başvurular ve kadının soyadı konusu, boşanma davalarında tazminat davasındaki hususlar, yoksulluk nafakası, nafakanın artırılması ve boşanmadan sonra açılacak davalarda eşitlik ilkelerine uygun çok güzel ve çok ciddî düzenlemeler getirilmiştir. Eşlerin hak ve ödevleri eşitlenerek, aileye, elbirliği içerisinde özen gösterme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu kıstasla "koca birliğin reisidir" hükmü terk edilmiştir. Eşlere eşit söz hakkı tanınmıştır. Gerçekte, Türk aile yapısında ne kadının ne de erkeğin reislik diye bir iddiası yoktur. Ben, bunu böyle biliyorum. Bu, böyle olunca da evin seçimi ve evlilik birliğinin giderlerine katılma, evlilik birliğinin temsili ve sorumluluk, aynı paralelde, eşitlik ilkesi doğrultusunda düzenlenmiştir. Eşlerin meslek ve iş seçimini izne bağlayan hüküm tasarıda yer almayarak, diğer eşin, ailenin huzuruna dikkat edilmesi esası benimsenmiştir.

Olumlu bir değişiklik velayette yaşanarak, eşlere eşit hak verilmiştir.

Bunlar, aile hukukunun temelindeki değişikliklerdir.

Çok önemli olan diğer bir husus ise, kamuoyunda "Medenî Kanun" denince, sadece, bu yönüyle tartışmaya açılan, evlilikteki mal rejimleri meselesidir.

Tasarıda, yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejiminin yerine, edinilmiş mallara katılma rejimi benimsenmiştir. Başlangıç itibariyle, yeni bir rejim olması, birçok tepkiyi de beraberinde gündeme getirmişse de sağduyulu, demokratik ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde konuya bakıldığında, mal ayrılığı rejiminin yarattığı, yetmişaltı yıllık uygulamadaki ve sonuçtaki tüm olumsuzlukların cevabı bulunacaktır. Bu nasıl hakkaniyettir; bu nasıl anlayıştır?! Kadınlara her türlü sorumluluğu verelim, emeklerinden istifade edelim; buna karşın, ekonomik hiçbir değer vermeyelim, gönlümüzün istediği gün de yolları ayıralım. Bunu, takdirlerinize arz ediyorum.

Değerli üyeler, bunları ben söylemiyorum; bunlar, mahkeme koridorlarının duvarlarında yazıyor. Bugün, uygulamakta olduğumuz mal ayrılığı rejiminin haksızlıkları, sadece ev kadınları açısından değil, bir meslek ve sanat sahibi kadınlar açısından da aynı sonuca ulaşmıştır. Aksi sabit olsaydı, Türkiye'deki gayrîmenkullerin sadece yüzde 8,7'sinin kadınlara ait olduğu gerçeğinin izahını yapmak mümkün olabilir miydi?

Türkiye, çağdaşlaşma noktasında bir yol ayrımına gelmiş, Avrupa Birliği sürecine girmiş, demokrasi lezzetini tatmıştır. O halde, cumhuriyetle beraber kazandığımız bu değerler geleceğimizin belirleyicisi olmalı ve artık, daha fazla demokratik uygulamalara yelken açmalıdır.

Bu bakımdan, evlilik birliği içerisinde edinilen, kıstası ve ölçüsü "hak" olan edinilmiş mallara katılım rejimi, Türk Milletinin tarihinden gelen ve kadına karşı duyarlılığının bir devamı olarak, yasal mal rejimi şeklinde bu tasarıda yerini almalı ve kanunlaşmalıdır.

Sizlerin de bildiği gibi, tasarıda bir diğer rejim de paylaşmalı mal ayrılığı rejimidir. Bu rejim, örneği ve uygulaması olmayan, pratikte, kanun tekniğinde birçok sorunları da beraberinde getirecek bir rejimdir; ancak, tasarıda, mal rejimleriyle ilgili olarak söylenecek en doğru tespit, mal rejimleriyle ilgili bölümün ne kadar özgürlükçü ve eşlerin talebiyle oluşacak, değiştirilebilecek bir sistem olduğudur.

Tabiî ki, medeni kanun tasarısı, sadece aile hukukundan ibaret değildir. Tasarıyla Medeni Kanuna 93 madde ilave edilerek, yılların biriktirdiği sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Evlat edinme hususu kurumlaştırılmıştır. Dernek ve vakıflarla ilgili Anayasaya uygunluk açısından yeni düzenlemeler getirilerek, kamu menfaatı önplana çıkarılmıştır. Miras hukukuna ve eşya hukukuna getirilen düzenlemelerle, yine aile bütünlüğü ve hakkaniyet ilkeleri korunmaya çalışılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunumuzu yeniden düzenlerken, yeniliklerin hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. Bu bakımdan, yürürlüğü ve uygulama alanını düzenleyen 724 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi, yeni mal rejimiyle ilgili düzenlemesi çok önem arz etmektedir. Mevcut evliliklere bir hak getirmeyen tasarıdaki bu eksikliğin giderilmesi, doğrudan kamu düzeninin sağlanması ve toplumda adaletsizliğe ve farklı uygulamaya yol açması bakımından, tarafımızdan verilen önergenin destek bulması, 21 inci Dönem Parlamentosunun tarihî bir sınavı olacaktır.

Bu samimi açıklamalardan sonra, Grubumun, bu yasa tasarısı konusundaki tavrının altını net olarak çizmek istiyorum. Medeni Kanunla ilgili çalışmaların ta 1960'larda başladığı, 1971 ve 1984 yıllarında iki tasarı hazırlandığı malumlarınızdır. Bilahara, 1994 tarihinde, Doğru Yol Partisi tarafından, büyük bir kararlılıkla, komisyon kurularak yasa çalışmalarına başlanmış ise de, bu tasarının kanunlaşması, 2001 tarihine kısmet olmuştur. O nedenle, Doğru Yol Partisi tarafından, çıkarılacak bu yasaya özel bir önem verilmektedir.

Doğru Yol Partisi tarafından Medeni Kanuna verilen destek, her türlü siyasî düşüncenin üstündedir; asla muhalefet anlayışı yer almamıştır. Gerek alt komisyon, gerekse Adalet Komisyonundaki çalışmalarda, sadece ve sadece, kadının önündeki engellerin kaldırılması ile ekonomik güvenceye kavuşması ve demokrasi hedef alınmıştır. Benim de, bu çalışmaların arasında bulunmam dolayısıyla, konuşmanın başında söylediğim gibi, kendimi, zaman diliminin şanslı bir üyesi olarak görüyor ve Medeni Kanunumuzun, toplumumuza, evlatlarımıza, Türkiye cumhuriyetinin geleceğine hayırlı olmasını diliyorum.

Özlemleri ve umutları gerçeğe dönüştürme sorumluluğunun bizlerin omuzlarında olduğu bilinciyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz sayın üyelerini saygıyla selamlarken, bu konuda emeği geçenlere sonsuz saygılarımı, teşekkürlerimi bildiriyorum.

Saygılarımla efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Esen.

Doğru Yol Partisi Grubu adına ikinci konuşmayı yapmak üzere, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Medenî Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Medenî Kanun, 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiştir. Medenî Kanun yürürlüğe girdiği gün, zamanın Adalet Bakanı merhum Mahmut Esat Bozkurt "milletimiz, onüç asrın kendisine çevrilen yanlış inançlarından ve karışıklıklarından kurtulmuş ve eski medeniyetin kapılarını kapatarak, hayat ve feyiz bahşeden medeniyetin içine girmiştir" diyerek, Medenî Kanunun kabulüyle, hukuk alanında yeni bir devrin başladığını belirtmiştir.

Merhum Sayın Bakanın beyanında belirttikleri temenni ve görüşler doğrultusunda, 1926 yılından günümüze kadar, yani bugünlerde, umulan, istenilen, insanlarımıza feyiz ve hayat bahşeden bir medenî ülke haline geldik mi, o tartışılır. Bana göre, hedefte çok yolumuz vardır; ancak, şurası bir gerçektir ki, Medenî Kanun, gerçekten, bir reform olarak tarihimizde yerini almıştır. En azından, yeni medeniyetin kapıları aralanmıştır.

Medenî Kanunun kabulü, laik anlayışın hukukta görülmesinin ilk icraatlarından biri olmuştur.

1926 yılında, Medenî Kanun, Mecliste, o günün Meclis Başkanı Kâzım Paşa tarafından işarî oya sunulmuş, üyelerden gelen bir teklif üzerine de ittifakla kabul edilmiş ve kül halinde, yani, geneli üzerinde 2 milletvekili görüşmüş, ondan sonra da oylamaya geçilmiştir; maddeleri üzerinde görüşme olmamıştır. Bugün ise, biz, yine mümkün olduğu kadar çabuk
-Komisyonda uzun süre tartıştığımız için- 11 bölüm halinde tartışıyoruz.

Medenî Kanunumuzda, 1951'de, 1976'da, 1984'te, 1994'te, hatta 1996'da bazı değişiklikler yapmak ve yenilemekle ilgili birtakım çalışmalar yapılmış; ama, maalesef, bugüne kadar herhangi bir sonuç alınamamıştır.

Medenî Kanun, söylenenlerin aksine, bize göre, bünyemize en uygun olan İsviçre Medenî Kanunundan iktibas edilmiştir. Eski mevzuat ve uygulamalar gözardı edilmemiş, bazı ilave ve değişiklikler yapılmıştır. İsviçre'de 1972'de evlat edinmeyle, 1976'da neseple, 1984'de evlenmenin temel hükümleriyle ve 1994'de de evlilik yaşı ve anne babanın bakım borcu konularında bazı değişiklikler yapılmıştır. Biz de ancak bugün köklü değişiklikler yapabiliyoruz.

Bugün, biraz da, ihtiyacı körükleyen, Avrupa Birliğine girmek, Batı'nın istediği sosyal, ekonomik ve siyasal istikrara en çok yaklaşıldığı dönemde, devletin politik hedefleri açısından, artık, kendisini dayatan bir ihtiyaç haline gelmiştir; yani, Avrupa Birliğinin ve Avrupa Birliği ülkelerine vaat ettiğimiz taahhütleri yerine getirme açısından bu değişiklik bir isabet olmuştur. Biraz da, Avrupa Birliğine girme gibi arzumuzun katkısı olmuştur. Ayrıca, Türk toplumunun da sosyal ve kültürel gelişimi bu değişiklikleri yapma zaruretini doğurmuştur.

Önümüzdeki tasarı, bilim adamlarımızın, Bakanlık yetkililerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, baroların görüşleri de alınarak uzun yıllar süren bir çalışmanın sonucu meydana gelmiştir. Emeği geçen, katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyorum. Adalet Komisyonunun Değerli Başkanı ve değerli üyelerinin katkı ve emeklerini de özellikle takdire şayan bulduğumu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, Komisyonla beraber çalışan değerli hocalarımız Prof. Dr. Sayın Turgut Akıntürk ve Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu Beylere de büyük katkılarından dolayı şükranlarımı arz ediyorum.

Bu yasayla, Türk toplumunun istediği değişiklikler tamamen yapılabilmiş midir; bize göre kâfi değildir; yapılamamıştır. İstenilen, tam olarak yapılmamış olabilir, eksikleri vardır; ancak, bugünün şartlarında, 1 030 maddelik yeni bir Medenî Kanun birçok yeniliklerle Yüce Meclisin önüne getirilmiştir. Bu, Yüce Meclisin bir başarısı olacaktır. Sayın Bakanın komisyon görüşmelerinde bazı maddelerde dayatmaları olmasına rağmen, komisyon uyum içinde çalışmış ve birçok maddesi oybirliğiyle kabul edilmiştir. Doğru Yol Partisi olarak itiraz ettiğimiz bazı maddeler olmuştur; ancak, genel olarak pozitif katkı ve müspet oylarımız olmuştur.

Tasarıda birçok yenilikler yapılmıştır. Bu yeniliklere kısmen temas etmek istiyorum. Tasarının önemli değişikliklerinden biri, Medenî Kanunun dili üzerindedir. Medenî Kanunun dili, genel olarak Türkçeleşmiştir; ancak, amaç çok aşılmıştır. Yaşayan Türkçe'de yer almayan yapay kelimelere yer verilmiştir. Üstadımız Sayın Hatiboğlu gibi, bu dildeki değişikleri anlatmamız mümkün değil; ancak, ben, birkaç kelime üzerinde durarak sözlerimi devam ettirmek istiyorum.

Ayrıca, bu değişikliklerle nesiller arasında uçurumlar doğma ihtimali doğmuştur. Yani, bugün hukuk fakültesine yeni girenler ile hukuku bugün icra edenler arasında bir uçurum, bir anlaşmazlık doğacaktır. Bu bakımdan, tatbikatçılar da büyük sıkıntılar yaşayabilir. Bu yenilik adı altında birçok kelime, bugüne kadar kullandığımız hukukî manalarını aşan, taşan veya hiç uymayan birtakım kelimeler olmuştur. İfade edildi. Mesela, temyiz kudreti, ayırt etme gücü; mahcur, ergin kılınma; tahsis, özgüleme; usul, üstsoy; füru, altsoy; civar hısımlığı, yansoy hısımlığı; sıhrî hısımlık, kayın hısımlığı gibi gerçekten, hukukçu olsun olmasın, Türk toplumunca kabul edilen birçok kelime değiştirilmiştir. Değişik manalara gidebilecek olan birtakım kelimeler getirilmiştir. Bize göre hukuk dili kısırlaştırılmıştır.

Bu yeni getirilen kelimelerin toplumca anlaşılabilmesi için, en azından 20-30 yıl gibi bir sürenin geçmesi gerekmektedir ki, özellikle tatbikatçılar bu konuda sıkıntılar yaşayacaktır.

Ayrıca, eksik gördüğümüz bir husus daha vardır. Madde numaraları değiştirildi. Halbuki, maddeler, ihtiyaç olan maddeler ve fıkralar ilave edilebilseydi, bu, kargaşaya, karışıklığa herhangi bir şekilde meydan vermeyebilirdi; ama, şimdi, uygulamada birtakım anlaşmazlıklar, kargaşalar olacaktır, uğraşlar verilecektir. Bize göre, bu da bir eksikliktir.

Yasada asıl önemli değişiklik, arkadaşlarımın da ifade ettikleri gibi, aile hukukunda olmaktadır. Ben, satırbaşlarıyla birkaç tanesine temas edeceğim. Artık, evin reisi meselesi halledilmiştir; erkek değildir. Bana göre, aslında, şimdiye kadar da erkek değildir de, tamamen eşit hale gelmiştir; reislik müessesesi kaldırılmıştır. Reislik, her iki eş tarafından kullanılacaktır.

Kadın-erkek eşitliği ilke olarak kabul edilmiş; eşitlikte daha ileriye gidilerek, çilekeş, fedakâr, vefakâr, gözbebeğimiz kadınlarımızın hal ve gelecekleri büyük ölçüde maddî olarak teminat altına alınmıştır.

Evlilik yaşı değiştirilmiş; 18 yerine, 17'ye düşürülmüştür. Burada, benim bir tereddüdüm var: Evlenmede -mal rejiminde bir sözleşme yapacak- 17 yaşındaki bir insanın sözleşme yapması mümkün müdür bilmiyorum; çünkü, sözleşme için 18 yaş, diğer bir mevzuatımızda kabul edilmiştir. Bu hususta Sayın Bakanın izahı olabilir.

Evlenme akdinde, bugün, tarafların herhangi bir yerleşim biriminde olması sağlanmıştır.

Ayrıca, boşanma sebebiyle durumu zedelenen kusursuz ve az kusurlu eş, maddî ve manevî tazminat talebinde bulunabilir ve hâkim, münasip şekilde bir tazminat kararına varabilir.

Yoksulluk nafakası, burada, tabiî, yeni bir değişiklik. Gerçi, uygulamada da bu başladı; ama, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla, malî gücü nispetinde, diğer taraftan -erkek veya kadın ayırımı ortadan kaldırılmış- bir yoksulluk nafakası bağlanabilir hale gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, boşanmalarda cana kast ve kötü davranışa onur kırıcı davranış ilave edilmiştir; yani, cana kast ve kötü muameleler yanında bir de eşlerin onur kırıcı davranışlarda bulunmaları boşanma sebebi sayılmıştır.

Nafaka davalarında çok sıkıntı yaşanıyordu. Burada, nafaka alacaklısının yerleşme yerinde dava açılabilecek haldedir. Bu da, bize göre, bir yeniliktir. Yalnız, burada, boşanma davalarında da birtakım yenilikler yapılmış; teferruatına girmiyorum.

Değerli arkadaşlarım, enteresan hususlardan birisi şu: Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi halinde, sağ kalan eşin mirasçı olup olmaması, eşin kusurlu olup olmamasına bağlanmıştır; yani, kusurlu eş mirasçı olamayacaktır. Ölen eşin mirasçıları, boşanma davasını sadece kusurluluk açısından, kusurluluğun tespiti açısından devam ettirme imkânına kavuşmuşlardır. Bu, mevcut mevzuatımızda yoktu.

Ayrıca, eşler, iş seçme serbestisine sahip olmuşlardır. Zaten, herkes iş arıyor, nerede iş olursa... Bu, fiilen çok önemli bir madde değil bana göre. İş arıyor, iş bulabilirse; bulamadığı için, eşini de çalıştırmak istiyor. İzne tabi değil şu anda zaten...

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, miras hukukuyla ilgili bir değişiklik yapılmış. İştirak halindeki mallarda izalei şüyu davası açabilmek için iştirakçilerin ittifakı gerekirken, her mirasçı tarafından bu paylaşım davası açılabilir hale gelmiş.

Tabiî, önemli değişikliklerden birisi bu aile hukukunda, edinilmiş mallara katılma.... Daha doğrusu, dört ayrı mal rejimi tadat edilmiş. Burada

yeni bir rejim getirilmiş. Bunlar, edinilmiş mallara katılma rejimi -bu yeni bir rejim- mal ayrılığı, paylaşmalı mal ve mal ortaklığı şeklinde. Taraflar, bu sistemlerden herhangi birini tercih etme hakkına sahiptirler. Doğrudan noter vasıtasıyla veya adi sözleşmeyi notere onaylatmak suretiyle veya evlenme sırasında tarafların biz şu rejimi seçtik gibi bir beyanıyla mümkün olabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, komisyonda, Sayın Bakanla, komisyonun ekseriyeti arasında, bu edinilmiş mallar ve paylaşmalı mal ortaklığıyla ilgili rejimlerde ihtilaf doğdu. Bu ihtilafın sonucunda, ilk oylamada, paylaşmalı mal ortaklığı rejimi kabul edildi; ama, sonradan, tekriri müzakereyle bu değişti. Şimdi, tabiî, bu, Sayın Bakanımızın takdirleriydi; ama, burada, bize göre, ihtilaf var; bilim adamları arasında ihtilaf var ve tatbikatta ikisinin de faydalı ve mahzurlu tarafları var. Ben, sadece, faydalı ve mahzurlu taraflarını kısmen izah etmeye çalışacağım, daha doğrusu mahzurlarını izah etmeye çalışacağım.

Bu edinilmiş mallar, yasamızda, bugün, kanunî rejim olarak kabul edilmiştir; yani, taraflar bir yıl içerisinde tercihlerini kullanmadıkları takdirde edinilmiş malları tercih etme durumuna girmişlerdir. Bu sistemin bazı mahzurları var. Ölüm veya boşanma halinde edinilmiş malların tasfiyesinde zorluklar var. Değer tespiti, bilirkişi incelemesi, mahkemeler falan derken yıllarca sürme ihtimali var tasfiyenin. Bu, kadın veya erkek ikisini de, her iki tarafı da birtakım sıkıntılara maruz bırakabilecektir. Ülkemizde zaten mahkemeler uzun sürecektir; yani, usulü hızlandıralım gibi bir gerekçenin arkasına sığınılmayabilir, usuller geç de düzeltilebilir. Bu bakımdan, her iki tarafın mağdur olma ihtimali vardır. Ayrıca, bir fabrikatörü düşünün, bir diş hekimini düşünün, zamanında, evlilikten önce edindiği ve mesleğini icra ettiği, para kazandığı birtakım demirbaşlarının veya emvalinin nemalarıyla evlilik kurulduysa, nemalarından sağlanacak, yapılacak yatırımlarda da bu yeni eşin ortaklığı söz konusudur ki, bu, bize biraz adaletsiz gibi geliyor.

Değerli arkadaşlarım, paylaşmalı mal ayrılığı sisteminde ise daha basitlik var; aynı mal tahsisi var. Değer tespiti edinilmiş mallardaki gibi değer tespitlerinin uzaması ihtimali olduğu gibi, burada, sadece, aynı mal tahsisi var; ancak, eşlerin aile için ortak olarak kullandıkları -ev, yazlık, araba gibi- ortak mallarda ikisi de aynı haklara sahip; yani, eşit olarak paylaşmalı pozisyonda. Bir de, ailenin ekonomik geleceğiyle ilgili konularda birtakım ortaklıklar var. Bu bakımdan, biz, her ne kadar bu mahzurlarına rağmen, Doğru Yol Partisi olarak, tasarıyı geldiği gibi; yani, edinilmiş mallara katılma rejimini kabul ettiğimizi burada ifade etmek istiyorum. Bu mahzurlar, tabiî, komisyondaki ve bugünkü şahsî düşüncelerimdir; bunları, Meclise aktarmayı doğru bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bana göre burada bu tasarıda bir eksiklik var; yetki ve görev düzenlemeleri var. Mesela: Boşanmalarla, nafakayla ilgili birtakım yetkiler koymuşuz. Halbuki, bunlar, usul yasalarına konulması gereken hususlardır; bu konulmamış. Bana göre burada yapılacak iş, bir an önce, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda hemen bir değişikliğe gitmektir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, mevcut kanuna göre birçok yenilik getirmektedir. Tasarı, ailede demokrasiyi asıl almıştır; kadın erkek eşitliği mümkün olduğunca sağlanılmaya çalışılmıştır. Temennimiz, kadınların, gelişmiş Batı ülkelerindeki ve asrın getirdiği tüm haklara kavuşmalarıdır. Elbette ki, asıl olan, evlilikte eşler arasındaki sevgi ve saygıdır; bu bağlar sağlamlaştırılarak bireylerin ve ailelerin ekonomik ve sosyal yönden güçlenmelerini sağlamaktır. Son yıllarda, -üzülerek ifade ediyorum- avukatlarda görüşüyoruz, istatistiklere bakıyoruz 30 yaşın altındaki evlilikler sona eriyor, boşanma davaları artmış; sebebi de, ekonominin tamamen bozuk olması ve genç eşlerin, maalesef, iş bulamamaları, ailelerini geçindiremez hale gelmiş olmalarıdır. Biz, isteriz ki, bu yeni kurulan evlilikler bir ömür boyu sürsün; ama, maalesef, birkaç yıl içerisinde bu evlilikler sona ermekte, bana göre, toplumda yeni yaralar açılmakta ve toplumun dengesi, gelecek için bozulmaktadır. Bu sebeplerle, Medenî Kanundaki yeniliklerin hayata geçirilmesi açısından, ülkemizin ekonomik durumunun düzeltilmesi, bozuk gelir dağılımının azaltılması, krizle gelen bunalımdan Türkiye'nin bir an önce kurtulması gerektiğini ifade ediyoruz. Bunu da, başta bizleri yöneten hükümetin ve Meclisimizin yapması gerektiğini ifade ediyorum.

Bir de, benim, yürürlükte maddesinde bir endişem var. O da şu: Bu yasa, 1 Ocak 2002 tarihinde, yani, iki ay sonra yürürlüğe girecek; bana göre, mevcut davalar ve uygulamalar bakımından birtakım sıkıntılar yaşanabilir, bir intibak meselesi söz konusudur; onun için, bu yürürlüğe girme süresinin en azından bir yıl olması mahkemelere de bir nefes aldırabilir diye düşünüyorum.

Bu yasanın, Türk Milletine, Meclisimize hayırlar getirmesini Cenabı Hak'tan niyaz ediyorum ve hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya.



DİĞER KONUŞMALAR
AKP GRUBU
MHP GRUBU
ANAP GRUBU
DSP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
KİŞİSEL KONUŞMALAR
ADALET BAKANI


(26 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.