| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Esen ve Gözlükaya'nın
konuşmaları:
BAŞKAN Doğru Yol Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın
Sevgi Esen; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Esen; süreniz 40 dakikadır..
Eşit mi paylaşacaksınız Sayın Esen?
DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) - Eşit paylaşacağız efendim.
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; Türk Medenî
Kanunu Tasarısının geneli üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini
bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle, Meclisin değerli
üyelerini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukuk sisteminin temeli olan, insan
hayatını doğumdan ölüme ve sonrasına kadar düzenleyen, insan olma onurunun
gurura dönüşmesini, içeriğiyle taçlandıracak olan medenî hukukun ruhunu
oluşturan ve onu, insan hayatıyla buluşturan, demokrasi ışığı Medenî Kanunumuzu
uzun bir yolculuktan sonra, gündemine almış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, öyle zaman dilimleri vardır ki, geleceğin kıvanç
vesilesidir. Bir toplumun geleceğini değiştiren, onun insan olma, ulus
olma yolunda, daima, elindeki kalkanı, sırtındaki gücü olan, insana insan
olduğu için saygı duyan bu inançlar manzumesi, bu inançların sahifelere
döküldüğü kurallar ve bu kurallarla yaratılan sistem, sistemin yaratıcısını,
düşünürlerini tarih sayfalarında farklı bir yere, farklı bir sayfaya oturtmuştur.
Bu kurallar, bu kanunlar, dünyanın gelişmişlik çizgisine gidilen yolda,
her zaman, aranılan, örnek gösterilen ve milletlerin gülen yüzü, iftihar
vesilesi olmuştur.
75 yıl önce, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen ve cumhuriyetin kurulmasıyla
birlikte toplumumuzun lokomotifi olan ve Türk toplumunu bugünkü çağdaş
medeniyetler seviyesine taşıyan, dünya devletleri içinde "biz farklıyız"
dedirten Medenî Kanunumuz, cumhuriyetimizin çileli yolculuğunda, tarih
içindeki gülen yüzümüzdür.
Koca bir imparatorluğun parçalanmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti
ve onun kurucusu, içinde bulunduğu her türlü ekonomik, sosyal manevî çöküntü
ve birtakım engellemelere rağmen, çok kısa zamanda, toplum hayatına yön
veren tüm düzenlemeleri ardı ardına yaparak, bugüne kadarki cumhuriyet
hayatımızın en büyük reformlarını gerçekleştirmişlerdir. Her zaman olduğu
gibi, bir kere daha, bu vesileyle huzurlarınızda o engin düşünceyi, cumhuriyetimizin
kurucularını, bu reformları gerçekleştirenleri, başta Aziz Atatürk olmak
üzere, saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum.
Değerli üyeler, gerçekten, Medenî Kanunumuz, cumhuriyetimizin simgesidir.
Birçok Avrupa ülkesinde insan kimliği tartışılırken, Türk toplumunun 1926'da
çağdaş medeniyetler seviyesine olan yolculuğu, bu yasayla başlamıştır.
Kaç kadınla evlenilsin, kadına da boşanma hakkı olur mu, aileyi temsilde
kadının ne işi var, mirastan kız ve erkek çocuklar eşit pay alacaklar mı,
kadının mesleği olur mu, mülkiyet hakkından kadınlar da mı yararlanacak
şeklindeki soruların, şimdi gülümseyerek izlediğiniz soruların cevabı,
işte bu Medenî Kanunla verilmiştir. İşte, bu satır araları, cumhuriyetimizin,
ülkemizin çağdaş dünyaya dönük yüzü olmuştur. Benim de aralarında bulunduğum
ve onlardan gurur duyduğum, başta Genel Başkanım olmak üzere, kadınlarımızı
Parlamentoya taşımış ve bu Yüce Kurumun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
bir üyesi yapmıştır. Şimdi, yeni bir sayfasını açmak sırası bizde değil
midir; kız çocuklarının başarılarını alkışlayan siz babalarda değil midir;
eşlerinin başarılarıyla gurur duyan siz parlamenterlerde değil midir; bizlere
bırakılan bu büyük mirasın geleceğini kucaklayan çizgisinde bir halka olmak,
bizlerin elinde değil midir?!
Değerli milletvekilleri, şöyle düşünülmesi ve algılanması beni hep yaralamıştır:
Medenî Kanun, kadınları daha çok ilgilendiren bir yasadır. Bu türlü konuşmalar,
kadın hakları adına yapılır veya böyle algılanan yasalarda hep kadınlar
konuşmalıdır, kadınlar savunmalıdır. Tabiî, bu uzar gider. Hayır değerli
üyeler; bu konuşmalarımın mantığını, demokrasi ve demokrasiye bakış açısı
oluşturmaktadır; çünkü, demokrasi, sadece bir söylem değildir, sadece 9
harfli bir kelime hiç değildir. Öncelikle, karşında gördüğün her şeyde
kendi benliğini görme sanatıdır; tahammül etme, komplekslerden arınma sanatıdır;
Dünyadaki her insanın senin gibi haklarının olacağını kabul etme olgunluğu
ve olgusudur. Bunu, böyle bilip böyle kabul etmezsek, 1948 yılında Birleşmiş
Milletler Genel Kurulunda kabul edilen, Türkiye'nin de 1949 yılında imzaladığı
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini açıklamakta ve hazmetmekte ciddî olarak
sorgulanırız. Söz buraya gelmişken, evrensellik adına, hepimizin daha önce
de duyduğu, okuduğu bir söylemi, burada, tekrar etmek istiyorum: "Bir toplum,
unsurlarından yalnız birinin modernleşmesiyle yetinirse, o toplumun yarıdan
fazlası zaaf içinde kalır." Değerli milletvekilleri, bu sözde, kadın yok,
erkek yok, sadece insan var ve unsur var. İşte, Büyük Atatürk, ta o günlerde,
daha Birleşmiş Milletler karar almadan, 1923'lerde, işte bu çağdaş düşüncelerle
reformlarını gerçekleştirmiştir.
Değerli milletvekilleri, buraya kadar söylediklerim bir tekrar olarak
veya konu dışı veya tasarının özünden uzaklaşma gibi algılanabilir; ancak,
tarihe kısa bir yolculuk yaparsak, bir çırpıda, merî Medenî Kanun yasalaşmadan
önceki toplumumuzu ve bugünü karşılaştırma imkânı bulabiliriz. Bu karşılaştırmayı,
çok net ve açık yüreklilikle yapmalıyız; ancak o zaman gündemimize gelen
yeni Medenî Kanun Tasarısını ve bu kanunla getirilen yenilikleri güvenle
kucaklayabilir ve toplumumuza mal edebiliriz.
Burada, bir şeyi daha net olarak ifade etmek istiyorum. Bugün, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde, Avrupa Birliği istiyor diye değil, toplumun ihtiyaçları
gözönüne alınarak, çağdaş toplum ve demokrasi hedefli bir tasarı görüşülmektedir.
Bu tavır, birçok Avrupa ülkesinin önündedir ve Türk tarihine yakışanıdır.
Kısa bir süre önce, Anayasa paketinde, kadın-erkek eşitliğini mümkün
kılan yasanın maddesinin oylamasında 30 oy ret çıkmış ise de, hiç şüphem
yok ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, görevine, şu duvarda yazılı olan
"hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" diye düşünenlerin ve halkın sesine
kulak verebilenlerin sayesinde, cumhuriyetin ilkeleri doğrultusunda, çıktığı
medeniyetler yolculuğuna, reformlarını yapacak ve yoluna devam edecektir
ve yine hiç şüphem yok ki, demokrasinin lezzeti, geleceğimizi belirleyen
en önemli faktör olacaktır.
Değerli üyeler, Medeni Kanun Tasarısının bugüne gelmesi hiç de kolay
olmamıştır. 1949'da ülkemiz tarafından imzalanan İnsan Hakları Bildirisi
ve 1984 tarihinde imzaladığımız SEDAV çerçevesinde, 2001 yılına geldiğimiz
halde, henüz yasalarımızdaki çalışmalar, eksiklikler giderilememiştir.
Bütün bunlardan daha önemlisi, geleneksel yapının, meri yasal düzenlemelerin
önünde ciddî engeller oluşturması ve bu anlamda, Medeni Kanunumuzun, ülkemizin
her karesinde aynı anlamda yaşanamamasıdır. Her vesileyle söylediğimiz
gibi, bu noktada Doğru Yol Partisi olarak bakış açımız, demokrasi ve eşitliği
sadece kâğıt üzerinde varsaymak değil, yurdun her karesinde eşit kılmaktır.
Değerli milletvekilleri, 10 bölüm halinde tartışacağımız 1030 maddelik
Medeni Kanun Tasarısının sunuş konuşmasını Grubum adına yaparken, elbette,
tasarıya ilişkin düşüncelerimizi ve tenkitlerimizi, milletin ve sizlerin
huzurunda açık yüreklilikle ifade edeceğiz.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Medeni Kanun Tasarısıyla yapılmak istenen,
meri Medeni Kanunun özüne ve ruhuna sadık kalarak, gelişen dünya ölçeği
içerisinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap vermek olmalıdır.
Esasen, temel kanunların bir bütün olarak değiştirilmesi çok ciddî sosyal
ihtiyaçların gereklerinden doğmuştur.
Bugünkü toplum yapısını en iyi ifade edebilecek olan istatistik rakamlarına
bir bakalım; okur yazarlık oranımıza bakalım, eğitim seviyemize bakalım,
siyasetteki unsurlardan birinin, yani kadın siyasetçinin eksikliği, ekonomik
zayıflığı, hatta, ülkenin kalkınmışlık çizgisi... Tüm bunları neyle izah
edebiliriz. Bunlar ciddî olaylar değil de nedir? Demek ki, artık, bu su
bu değirmene az geliyor. Artık, hızla, değişim ve gelişim zamanıdır. Artık,
Medeni Kanun ve bağlı yasalar değişmelidir.
İkinci bir husus; Medenî Kanun Tasarısında madde numaralarının değiştirilmiş
olması. Biz bu değişimi, hukuk mantığı, geçmiş birikimimiz açısından doğru
bulmuyoruz. Hukuk mesleğinden olanlar bilirler, hukuk sorunlarını, madde
numaralarıyla düşünürler. Bütün hukuksal düşünceyi, yalnız bir madde numarasını
anmakla, kısaca ve kolayca dile getirirler. Bundan dolayıdır ki, İsviçre
ve Alman Medenî Kanunlarında yapılan değişiklik ve eklerde, madde numaraları
kısımlarına dokunulmamıştır. Aksi, tüm hukuksal düşünce kalıplarını ve
tüm programları bir çırpıda kilogramlık eşya haline getirir. Şimdiye kadar
da, Medenî Kanunda ve Borçlar Kanununda yapılması gereken değişiklikler,
ya özel kanunlarla düzenlenmiş ya madde ilavesi yapılmış ya da içeriği
değiştirilmiştir; işte, Kat Mülkiyeti Kanunu, Gayrimenkul Kiraları Hakkında
Kanun, Karayolları Trafik Kanunu, bunlara örnek olabilir. Hiçbir teknik
ve sosyal gelişme, bu temel yapının bozulmasına gerekçe olamaz.
Ayrıca, 1926 yılında kabul edilen Medenî Kanunumuz gerekçesinin burada
değiştirilerek gelmesi de, yine gerekçe olamaz. Temel kanunların halkla
bütünleşmesinin ve uyulmasının temel şartı, kanunların bütünlüğünü bozmamaktır;
çünkü, bu kanunlar sanat eseridir; Türk Medenî Kanunu da bu eserlerden
biridir. Şahsi görüşlerin kanuna geçmesi onu dondurur ve ona hayatî gücünü
kaybettirir.
Değerli milletvekilleri, bu genel açıklamalardan sonra, Medenî Kanunumuzun
sistemimize ne gibi olumlu değişimler getirdiğini ifade etmek istiyorum.
Değişim ihtiyacının başında eşitlik ilkesi yer almıştır ve bu nedenle,
kadın-erkek eşitliğine aykırı düşen hükümler tek tek ayıklanmıştır. Bu
anlamda, yerleşim yeri, evlenme yaşı, evlenmek için yapılacak başvurular
ve kadının soyadı konusu, boşanma davalarında tazminat davasındaki hususlar,
yoksulluk nafakası, nafakanın artırılması ve boşanmadan sonra açılacak
davalarda eşitlik ilkelerine uygun çok güzel ve çok ciddî düzenlemeler
getirilmiştir. Eşlerin hak ve ödevleri eşitlenerek, aileye, elbirliği içerisinde
özen gösterme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu kıstasla "koca birliğin reisidir"
hükmü terk edilmiştir. Eşlere eşit söz hakkı tanınmıştır. Gerçekte, Türk
aile yapısında ne kadının ne de erkeğin reislik diye bir iddiası yoktur.
Ben, bunu böyle biliyorum. Bu, böyle olunca da evin seçimi ve evlilik birliğinin
giderlerine katılma, evlilik birliğinin temsili ve sorumluluk, aynı paralelde,
eşitlik ilkesi doğrultusunda düzenlenmiştir. Eşlerin meslek ve iş seçimini
izne bağlayan hüküm tasarıda yer almayarak, diğer eşin, ailenin huzuruna
dikkat edilmesi esası benimsenmiştir.
Olumlu bir değişiklik velayette yaşanarak, eşlere eşit hak verilmiştir.
Bunlar, aile hukukunun temelindeki değişikliklerdir.
Çok önemli olan diğer bir husus ise, kamuoyunda "Medenî Kanun" denince,
sadece, bu yönüyle tartışmaya açılan, evlilikteki mal rejimleri meselesidir.
Tasarıda, yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejiminin yerine, edinilmiş
mallara katılma rejimi benimsenmiştir. Başlangıç itibariyle, yeni bir rejim
olması, birçok tepkiyi de beraberinde gündeme getirmişse de sağduyulu,
demokratik ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde konuya bakıldığında, mal ayrılığı
rejiminin yarattığı, yetmişaltı yıllık uygulamadaki ve sonuçtaki tüm olumsuzlukların
cevabı bulunacaktır. Bu nasıl hakkaniyettir; bu nasıl anlayıştır?! Kadınlara
her türlü sorumluluğu verelim, emeklerinden istifade edelim; buna karşın,
ekonomik hiçbir değer vermeyelim, gönlümüzün istediği gün de yolları ayıralım.
Bunu, takdirlerinize arz ediyorum.
Değerli üyeler, bunları ben söylemiyorum; bunlar, mahkeme koridorlarının
duvarlarında yazıyor. Bugün, uygulamakta olduğumuz mal ayrılığı rejiminin
haksızlıkları, sadece ev kadınları açısından değil, bir meslek ve sanat
sahibi kadınlar açısından da aynı sonuca ulaşmıştır. Aksi sabit olsaydı,
Türkiye'deki gayrîmenkullerin sadece yüzde 8,7'sinin kadınlara ait olduğu
gerçeğinin izahını yapmak mümkün olabilir miydi?
Türkiye, çağdaşlaşma noktasında bir yol ayrımına gelmiş, Avrupa Birliği
sürecine girmiş, demokrasi lezzetini tatmıştır. O halde, cumhuriyetle beraber
kazandığımız bu değerler geleceğimizin belirleyicisi olmalı ve artık, daha
fazla demokratik uygulamalara yelken açmalıdır.
Bu bakımdan, evlilik birliği içerisinde edinilen, kıstası ve ölçüsü
"hak" olan edinilmiş mallara katılım rejimi, Türk Milletinin tarihinden
gelen ve kadına karşı duyarlılığının bir devamı olarak, yasal mal rejimi
şeklinde bu tasarıda yerini almalı ve kanunlaşmalıdır.
Sizlerin de bildiği gibi, tasarıda bir diğer rejim de paylaşmalı mal
ayrılığı rejimidir. Bu rejim, örneği ve uygulaması olmayan, pratikte, kanun
tekniğinde birçok sorunları da beraberinde getirecek bir rejimdir; ancak,
tasarıda, mal rejimleriyle ilgili olarak söylenecek en doğru tespit, mal
rejimleriyle ilgili bölümün ne kadar özgürlükçü ve eşlerin talebiyle oluşacak,
değiştirilebilecek bir sistem olduğudur.
Tabiî ki, medeni kanun tasarısı, sadece aile hukukundan ibaret değildir.
Tasarıyla Medeni Kanuna 93 madde ilave edilerek, yılların biriktirdiği
sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Evlat edinme hususu kurumlaştırılmıştır.
Dernek ve vakıflarla ilgili Anayasaya uygunluk açısından yeni düzenlemeler
getirilerek, kamu menfaatı önplana çıkarılmıştır. Miras hukukuna ve eşya
hukukuna getirilen düzenlemelerle, yine aile bütünlüğü ve hakkaniyet ilkeleri
korunmaya çalışılmıştır.
Değerli milletvekilleri, Medeni Kanunumuzu yeniden düzenlerken, yeniliklerin
hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. Bu bakımdan, yürürlüğü ve uygulama
alanını düzenleyen 724 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi, yeni mal rejimiyle
ilgili düzenlemesi çok önem arz etmektedir. Mevcut evliliklere bir hak
getirmeyen tasarıdaki bu eksikliğin giderilmesi, doğrudan kamu düzeninin
sağlanması ve toplumda adaletsizliğe ve farklı uygulamaya yol açması bakımından,
tarafımızdan verilen önergenin destek bulması, 21 inci Dönem Parlamentosunun
tarihî bir sınavı olacaktır.
Bu samimi açıklamalardan sonra, Grubumun, bu yasa tasarısı konusundaki
tavrının altını net olarak çizmek istiyorum. Medeni Kanunla ilgili çalışmaların
ta 1960'larda başladığı, 1971 ve 1984 yıllarında iki tasarı hazırlandığı
malumlarınızdır. Bilahara, 1994 tarihinde, Doğru Yol Partisi tarafından,
büyük bir kararlılıkla, komisyon kurularak yasa çalışmalarına başlanmış
ise de, bu tasarının kanunlaşması, 2001 tarihine kısmet olmuştur. O nedenle,
Doğru Yol Partisi tarafından, çıkarılacak bu yasaya özel bir önem verilmektedir.
Doğru Yol Partisi tarafından Medeni Kanuna verilen destek, her türlü
siyasî düşüncenin üstündedir; asla muhalefet anlayışı yer almamıştır. Gerek
alt komisyon, gerekse Adalet Komisyonundaki çalışmalarda, sadece ve sadece,
kadının önündeki engellerin kaldırılması ile ekonomik güvenceye kavuşması
ve demokrasi hedef alınmıştır. Benim de, bu çalışmaların arasında bulunmam
dolayısıyla, konuşmanın başında söylediğim gibi, kendimi, zaman diliminin
şanslı bir üyesi olarak görüyor ve Medeni Kanunumuzun, toplumumuza, evlatlarımıza,
Türkiye cumhuriyetinin geleceğine hayırlı olmasını diliyorum.
Özlemleri ve umutları gerçeğe dönüştürme sorumluluğunun bizlerin omuzlarında
olduğu bilinciyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz sayın üyelerini
saygıyla selamlarken, bu konuda emeği geçenlere sonsuz saygılarımı, teşekkürlerimi
bildiriyorum.
Saygılarımla efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Esen.
Doğru Yol Partisi Grubu adına ikinci konuşmayı yapmak üzere, Denizli
Milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Medenî Kanun Tasarısı üzerinde Doğru
Yol Partisi Grubu adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi, Medenî Kanun, 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisince kabul edilmiştir. Medenî Kanun yürürlüğe girdiği gün,
zamanın Adalet Bakanı merhum Mahmut Esat Bozkurt "milletimiz, onüç asrın
kendisine çevrilen yanlış inançlarından ve karışıklıklarından kurtulmuş
ve eski medeniyetin kapılarını kapatarak, hayat ve feyiz bahşeden medeniyetin
içine girmiştir" diyerek, Medenî Kanunun kabulüyle, hukuk alanında yeni
bir devrin başladığını belirtmiştir.
Merhum Sayın Bakanın beyanında belirttikleri temenni ve görüşler doğrultusunda,
1926 yılından günümüze kadar, yani bugünlerde, umulan, istenilen, insanlarımıza
feyiz ve hayat bahşeden bir medenî ülke haline geldik mi, o tartışılır.
Bana göre, hedefte çok yolumuz vardır; ancak, şurası bir gerçektir ki,
Medenî Kanun, gerçekten, bir reform olarak tarihimizde yerini almıştır.
En azından, yeni medeniyetin kapıları aralanmıştır.
Medenî Kanunun kabulü, laik anlayışın hukukta görülmesinin ilk icraatlarından
biri olmuştur.
1926 yılında, Medenî Kanun, Mecliste, o günün Meclis Başkanı Kâzım Paşa
tarafından işarî oya sunulmuş, üyelerden gelen bir teklif üzerine de ittifakla
kabul edilmiş ve kül halinde, yani, geneli üzerinde 2 milletvekili görüşmüş,
ondan sonra da oylamaya geçilmiştir; maddeleri üzerinde görüşme olmamıştır.
Bugün ise, biz, yine mümkün olduğu kadar çabuk
-Komisyonda uzun süre tartıştığımız için- 11 bölüm halinde tartışıyoruz.
Medenî Kanunumuzda, 1951'de, 1976'da, 1984'te, 1994'te, hatta 1996'da
bazı değişiklikler yapmak ve yenilemekle ilgili birtakım çalışmalar yapılmış;
ama, maalesef, bugüne kadar herhangi bir sonuç alınamamıştır.
Medenî Kanun, söylenenlerin aksine, bize göre, bünyemize en uygun olan
İsviçre Medenî Kanunundan iktibas edilmiştir. Eski mevzuat ve uygulamalar
gözardı edilmemiş, bazı ilave ve değişiklikler yapılmıştır. İsviçre'de
1972'de evlat edinmeyle, 1976'da neseple, 1984'de evlenmenin temel hükümleriyle
ve 1994'de de evlilik yaşı ve anne babanın bakım borcu konularında bazı
değişiklikler yapılmıştır. Biz de ancak bugün köklü değişiklikler yapabiliyoruz.
Bugün, biraz da, ihtiyacı körükleyen, Avrupa Birliğine girmek, Batı'nın
istediği sosyal, ekonomik ve siyasal istikrara en çok yaklaşıldığı dönemde,
devletin politik hedefleri açısından, artık, kendisini dayatan bir ihtiyaç
haline gelmiştir; yani, Avrupa Birliğinin ve Avrupa Birliği ülkelerine
vaat ettiğimiz taahhütleri yerine getirme açısından bu değişiklik bir isabet
olmuştur. Biraz da, Avrupa Birliğine girme gibi arzumuzun katkısı olmuştur.
Ayrıca, Türk toplumunun da sosyal ve kültürel gelişimi bu değişiklikleri
yapma zaruretini doğurmuştur.
Önümüzdeki tasarı, bilim adamlarımızın, Bakanlık yetkililerimizin, sivil
toplum örgütlerimizin, baroların görüşleri de alınarak uzun yıllar süren
bir çalışmanın sonucu meydana gelmiştir. Emeği geçen, katkısı olan herkese
şükranlarımı sunuyorum. Adalet Komisyonunun Değerli Başkanı ve değerli
üyelerinin katkı ve emeklerini de özellikle takdire şayan bulduğumu ifade
etmek istiyorum. Ayrıca, Komisyonla beraber çalışan değerli hocalarımız
Prof. Dr. Sayın Turgut Akıntürk ve Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu Beylere de
büyük katkılarından dolayı şükranlarımı arz ediyorum.
Bu yasayla, Türk toplumunun istediği değişiklikler tamamen yapılabilmiş
midir; bize göre kâfi değildir; yapılamamıştır. İstenilen, tam olarak yapılmamış
olabilir, eksikleri vardır; ancak, bugünün şartlarında, 1 030 maddelik
yeni bir Medenî Kanun birçok yeniliklerle Yüce Meclisin önüne getirilmiştir.
Bu, Yüce Meclisin bir başarısı olacaktır. Sayın Bakanın komisyon görüşmelerinde
bazı maddelerde dayatmaları olmasına rağmen, komisyon uyum içinde çalışmış
ve birçok maddesi oybirliğiyle kabul edilmiştir. Doğru Yol Partisi olarak
itiraz ettiğimiz bazı maddeler olmuştur; ancak, genel olarak pozitif katkı
ve müspet oylarımız olmuştur.
Tasarıda birçok yenilikler yapılmıştır. Bu yeniliklere kısmen temas
etmek istiyorum. Tasarının önemli değişikliklerinden biri, Medenî Kanunun
dili üzerindedir. Medenî Kanunun dili, genel olarak Türkçeleşmiştir; ancak,
amaç çok aşılmıştır. Yaşayan Türkçe'de yer almayan yapay kelimelere yer
verilmiştir. Üstadımız Sayın Hatiboğlu gibi, bu dildeki değişikleri anlatmamız
mümkün değil; ancak, ben, birkaç kelime üzerinde durarak sözlerimi devam
ettirmek istiyorum.
Ayrıca, bu değişikliklerle nesiller arasında uçurumlar doğma ihtimali
doğmuştur. Yani, bugün hukuk fakültesine yeni girenler ile hukuku bugün
icra edenler arasında bir uçurum, bir anlaşmazlık doğacaktır. Bu bakımdan,
tatbikatçılar da büyük sıkıntılar yaşayabilir. Bu yenilik adı altında birçok
kelime, bugüne kadar kullandığımız hukukî manalarını aşan, taşan veya hiç
uymayan birtakım kelimeler olmuştur. İfade edildi. Mesela, temyiz kudreti,
ayırt etme gücü; mahcur, ergin kılınma; tahsis, özgüleme; usul, üstsoy;
füru, altsoy; civar hısımlığı, yansoy hısımlığı; sıhrî hısımlık, kayın
hısımlığı gibi gerçekten, hukukçu olsun olmasın, Türk toplumunca kabul
edilen birçok kelime değiştirilmiştir. Değişik manalara gidebilecek olan
birtakım kelimeler getirilmiştir. Bize göre hukuk dili kısırlaştırılmıştır.
Bu yeni getirilen kelimelerin toplumca anlaşılabilmesi için, en azından
20-30 yıl gibi bir sürenin geçmesi gerekmektedir ki, özellikle tatbikatçılar
bu konuda sıkıntılar yaşayacaktır.
Ayrıca, eksik gördüğümüz bir husus daha vardır. Madde numaraları değiştirildi.
Halbuki, maddeler, ihtiyaç olan maddeler ve fıkralar ilave edilebilseydi,
bu, kargaşaya, karışıklığa herhangi bir şekilde meydan vermeyebilirdi;
ama, şimdi, uygulamada birtakım anlaşmazlıklar, kargaşalar olacaktır, uğraşlar
verilecektir. Bize göre, bu da bir eksikliktir.
Yasada asıl önemli değişiklik, arkadaşlarımın da ifade ettikleri gibi,
aile hukukunda olmaktadır. Ben, satırbaşlarıyla birkaç tanesine temas edeceğim.
Artık, evin reisi meselesi halledilmiştir; erkek değildir. Bana göre, aslında,
şimdiye kadar da erkek değildir de, tamamen eşit hale gelmiştir; reislik
müessesesi kaldırılmıştır. Reislik, her iki eş tarafından kullanılacaktır.
Kadın-erkek eşitliği ilke olarak kabul edilmiş; eşitlikte daha ileriye
gidilerek, çilekeş, fedakâr, vefakâr, gözbebeğimiz kadınlarımızın hal ve
gelecekleri büyük ölçüde maddî olarak teminat altına alınmıştır.
Evlilik yaşı değiştirilmiş; 18 yerine, 17'ye düşürülmüştür. Burada,
benim bir tereddüdüm var: Evlenmede -mal rejiminde bir sözleşme yapacak-
17 yaşındaki bir insanın sözleşme yapması mümkün müdür bilmiyorum; çünkü,
sözleşme için 18 yaş, diğer bir mevzuatımızda kabul edilmiştir. Bu hususta
Sayın Bakanın izahı olabilir.
Evlenme akdinde, bugün, tarafların herhangi bir yerleşim biriminde olması
sağlanmıştır.
Ayrıca, boşanma sebebiyle durumu zedelenen kusursuz ve az kusurlu eş,
maddî ve manevî tazminat talebinde bulunabilir ve hâkim, münasip şekilde
bir tazminat kararına varabilir.
Yoksulluk nafakası, burada, tabiî, yeni bir değişiklik. Gerçi, uygulamada
da bu başladı; ama, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen, kusuru daha ağır
olmamak kaydıyla, malî gücü nispetinde, diğer taraftan -erkek veya kadın
ayırımı ortadan kaldırılmış- bir yoksulluk nafakası bağlanabilir hale gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, boşanmalarda cana kast ve kötü davranışa onur
kırıcı davranış ilave edilmiştir; yani, cana kast ve kötü muameleler yanında
bir de eşlerin onur kırıcı davranışlarda bulunmaları boşanma sebebi sayılmıştır.
Nafaka davalarında çok sıkıntı yaşanıyordu. Burada, nafaka alacaklısının
yerleşme yerinde dava açılabilecek haldedir. Bu da, bize göre, bir yeniliktir.
Yalnız, burada, boşanma davalarında da birtakım yenilikler yapılmış; teferruatına
girmiyorum.
Değerli arkadaşlarım, enteresan hususlardan birisi şu: Boşanma davası
devam ederken eşlerden birinin ölmesi halinde, sağ kalan eşin mirasçı olup
olmaması, eşin kusurlu olup olmamasına bağlanmıştır; yani, kusurlu eş mirasçı
olamayacaktır. Ölen eşin mirasçıları, boşanma davasını sadece kusurluluk
açısından, kusurluluğun tespiti açısından devam ettirme imkânına kavuşmuşlardır.
Bu, mevcut mevzuatımızda yoktu.
Ayrıca, eşler, iş seçme serbestisine sahip olmuşlardır. Zaten, herkes
iş arıyor, nerede iş olursa... Bu, fiilen çok önemli bir madde değil bana
göre. İş arıyor, iş bulabilirse; bulamadığı için, eşini de çalıştırmak
istiyor. İzne tabi değil şu anda zaten...
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, miras hukukuyla ilgili bir değişiklik
yapılmış. İştirak halindeki mallarda izalei şüyu davası açabilmek için
iştirakçilerin ittifakı gerekirken, her mirasçı tarafından bu paylaşım
davası açılabilir hale gelmiş.
Tabiî, önemli değişikliklerden birisi bu aile hukukunda, edinilmiş mallara
katılma.... Daha doğrusu, dört ayrı mal rejimi tadat edilmiş. Burada
yeni bir rejim getirilmiş. Bunlar, edinilmiş mallara katılma rejimi
-bu yeni bir rejim- mal ayrılığı, paylaşmalı mal ve mal ortaklığı şeklinde.
Taraflar, bu sistemlerden herhangi birini tercih etme hakkına sahiptirler.
Doğrudan noter vasıtasıyla veya adi sözleşmeyi notere onaylatmak suretiyle
veya evlenme sırasında tarafların biz şu rejimi seçtik gibi bir beyanıyla
mümkün olabiliyor.
Değerli arkadaşlarım, komisyonda, Sayın Bakanla, komisyonun ekseriyeti
arasında, bu edinilmiş mallar ve paylaşmalı mal ortaklığıyla ilgili rejimlerde
ihtilaf doğdu. Bu ihtilafın sonucunda, ilk oylamada, paylaşmalı mal ortaklığı
rejimi kabul edildi; ama, sonradan, tekriri müzakereyle bu değişti. Şimdi,
tabiî, bu, Sayın Bakanımızın takdirleriydi; ama, burada, bize göre, ihtilaf
var; bilim adamları arasında ihtilaf var ve tatbikatta ikisinin de faydalı
ve mahzurlu tarafları var. Ben, sadece, faydalı ve mahzurlu taraflarını
kısmen izah etmeye çalışacağım, daha doğrusu mahzurlarını izah etmeye çalışacağım.
Bu edinilmiş mallar, yasamızda, bugün, kanunî rejim olarak kabul edilmiştir;
yani, taraflar bir yıl içerisinde tercihlerini kullanmadıkları takdirde
edinilmiş malları tercih etme durumuna girmişlerdir. Bu sistemin bazı mahzurları
var. Ölüm veya boşanma halinde edinilmiş malların tasfiyesinde zorluklar
var. Değer tespiti, bilirkişi incelemesi, mahkemeler falan derken yıllarca
sürme ihtimali var tasfiyenin. Bu, kadın veya erkek ikisini de, her iki
tarafı da birtakım sıkıntılara maruz bırakabilecektir. Ülkemizde zaten
mahkemeler uzun sürecektir; yani, usulü hızlandıralım gibi bir gerekçenin
arkasına sığınılmayabilir, usuller geç de düzeltilebilir. Bu bakımdan,
her iki tarafın mağdur olma ihtimali vardır. Ayrıca, bir fabrikatörü düşünün,
bir diş hekimini düşünün, zamanında, evlilikten önce edindiği ve mesleğini
icra ettiği, para kazandığı birtakım demirbaşlarının veya emvalinin nemalarıyla
evlilik kurulduysa, nemalarından sağlanacak, yapılacak yatırımlarda da
bu yeni eşin ortaklığı söz konusudur ki, bu, bize biraz adaletsiz gibi
geliyor.
Değerli arkadaşlarım, paylaşmalı mal ayrılığı sisteminde ise daha basitlik
var; aynı mal tahsisi var. Değer tespiti edinilmiş mallardaki gibi değer
tespitlerinin uzaması ihtimali olduğu gibi, burada, sadece, aynı mal tahsisi
var; ancak, eşlerin aile için ortak olarak kullandıkları -ev, yazlık, araba
gibi- ortak mallarda ikisi de aynı haklara sahip; yani, eşit olarak paylaşmalı
pozisyonda. Bir de, ailenin ekonomik geleceğiyle ilgili konularda birtakım
ortaklıklar var. Bu bakımdan, biz, her ne kadar bu mahzurlarına rağmen,
Doğru Yol Partisi olarak, tasarıyı geldiği gibi; yani, edinilmiş mallara
katılma rejimini kabul ettiğimizi burada ifade etmek istiyorum. Bu mahzurlar,
tabiî, komisyondaki ve bugünkü şahsî düşüncelerimdir; bunları, Meclise
aktarmayı doğru bulduğumu ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bana göre burada bu tasarıda bir eksiklik var;
yetki ve görev düzenlemeleri var. Mesela: Boşanmalarla, nafakayla ilgili
birtakım yetkiler koymuşuz. Halbuki, bunlar, usul yasalarına konulması
gereken hususlardır; bu konulmamış. Bana göre burada yapılacak iş, bir
an önce, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda hemen bir değişikliğe gitmektir.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, mevcut kanuna göre birçok yenilik getirmektedir.
Tasarı, ailede demokrasiyi asıl almıştır; kadın erkek eşitliği mümkün olduğunca
sağlanılmaya çalışılmıştır. Temennimiz, kadınların, gelişmiş Batı ülkelerindeki
ve asrın getirdiği tüm haklara kavuşmalarıdır. Elbette ki, asıl olan, evlilikte
eşler arasındaki sevgi ve saygıdır; bu bağlar sağlamlaştırılarak bireylerin
ve ailelerin ekonomik ve sosyal yönden güçlenmelerini sağlamaktır. Son
yıllarda, -üzülerek ifade ediyorum- avukatlarda görüşüyoruz, istatistiklere
bakıyoruz 30 yaşın altındaki evlilikler sona eriyor, boşanma davaları artmış;
sebebi de, ekonominin tamamen bozuk olması ve genç eşlerin, maalesef, iş
bulamamaları, ailelerini geçindiremez hale gelmiş olmalarıdır. Biz, isteriz
ki, bu yeni kurulan evlilikler bir ömür boyu sürsün; ama, maalesef, birkaç
yıl içerisinde bu evlilikler sona ermekte, bana göre, toplumda yeni yaralar
açılmakta ve toplumun dengesi, gelecek için bozulmaktadır. Bu sebeplerle,
Medenî Kanundaki yeniliklerin hayata geçirilmesi açısından, ülkemizin ekonomik
durumunun düzeltilmesi, bozuk gelir dağılımının azaltılması, krizle gelen
bunalımdan Türkiye'nin bir an önce kurtulması gerektiğini ifade ediyoruz.
Bunu da, başta bizleri yöneten hükümetin ve Meclisimizin yapması gerektiğini
ifade ediyorum.
Bir de, benim, yürürlükte maddesinde bir endişem var. O da şu: Bu yasa,
1 Ocak 2002 tarihinde, yani, iki ay sonra yürürlüğe girecek; bana göre,
mevcut davalar ve uygulamalar bakımından birtakım sıkıntılar yaşanabilir,
bir intibak meselesi söz konusudur; onun için, bu yürürlüğe girme süresinin
en azından bir yıl olması mahkemelere de bir nefes aldırabilir diye düşünüyorum.
Bu yasanın, Türk Milletine, Meclisimize hayırlar getirmesini Cenabı
Hak'tan niyaz ediyorum ve hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya. |